Canlarımız Bu Kadar Mı Değersiz?
(Bu yazıyı bu kadar geç paylaştığım için özür diliyorum. Bu olaylar benim için ağırdı elim cidden yazmaya gidemedi. Okul saldırılarında yaralananlara şifa, ölenlere ise rahmet diliyorum.)
Bir ülkenin gerçek gücü, sınırlarının ötesinde ne söylediğiyle değil, kendi içinde neyi koruyabildiğiyle ölçülür. Bugün ise sormadan edemiyoruz: Canlarımız bu kadar mı değersiz?
Henüz birkaç gün arayla yaşanan iki saldırı, sadece haber bültenlerinden geçen soğuk veriler değil. Bunlar; yarım kalan hayatlar, travma yaşayan çocuklar, sınıflarında güvende olması gereken öğrencilerin korkuyla tanışması demek.
14 Nisan’da Şanlıurfa’nın Siverek ilçesinde bir okul…
19 yaşındaki eski bir öğrenci, eline silah alıp geri dönüyor.
Sonuç: 16 yaralı. Öğrenciler, öğretmenler, bir polis, bir kantin görevlisi… Hepsi aynı sorunun kurbanı: Önlenemeyen bir şiddet.
Daha bu olayın şoku atlatılamamışken, 15 Nisan’da Kahramanmaraş’tan gelen haber çok daha ağır.
Bu kez bir ortaokul.
Henüz 14 yaşında bir çocuk, babasına ait silahlarla iki sınıfı tarıyor.
9 kişi hayatını kaybediyor. 13 kişi yaralı.
Durup düşünmek gerekiyor:
Bir çocuk bu noktaya nasıl gelir?
Bir okul nasıl bu kadar savunmasız kalır?
Ve biz neden hâlâ sadece “olduktan sonra” konuşuruz?
Elbette dünya gündemi önemli. Filistin’de yaşananlar da insanlık adına derin bir yara. Buna kimse gözünü kapatamaz. Ancak şu soruyu sormak da kaçınılmaz:
Kendi evinde yangın varken, komşunun evine nasıl su taşırsın?
Bu bir “önem sırası” tartışması değil. Bu, sorumluluk meselesi.
Kendi vatandaşının güvenliğini sağlayamayan bir sistem, dışarıda adalet arayışında ne kadar inandırıcı olabilir?
Bugün öğretmenler greve hazırlanıyor. Okullar tatil ediliyor. Bakanlıklar “gözden geçirme” kararı alıyor.
Ama biz artık şunu biliyoruz:
Gözden geçirmek yetmez. Değiştirmek gerekir.
Okullar sadece eğitim verilen yerler değildir.
Orası, bir çocuğun hayata güvenmeyi öğrendiği ilk yerlerden biridir.
Eğer bir çocuk okul kapısından içeri girerken korkuyorsa, orada sadece güvenlik değil, gelecek de zedelenir.
Bu yaşananlar münferit değil.
Bu yaşananlar birikmiş ihmallerin, görmezden gelinen uyarıların ve ertelenmiş sorumlulukların sonucudur.
Şimdi gerçekten sormamız gereken soru şu:
Daha kaç haber izlememiz gerekiyor?
Daha kaç isim “hayatını kaybetti” cümlesine dönüşmeli?
Çünkü mesele sadece politika değil.
Mesele, bir annenin çocuğunu okula gönderirken içinin rahat olup olamayacağı.
Ve bu sorunun cevabı hâlâ net değilse…
Evet, o zaman bir problemimiz var.
Yorumlar
Yorum Gönder