Kitap Sektörünün Bize Uzattığı Orta Parmak

 Günümüz kitap sektöründe yayınevleri artık kitabın ne anlattığıyla ilgilenmiyor. Hatta çoğu zaman kitabı okuyup okumadıkları bile şüpheli. Sorulan soru çok net:

“Kaç takipçisi var?”

“60 bin mi? Bas kitabı, bas.”


İşte sistem tam olarak böyle işliyor. Okunan değil, takip edilen yazarlar basılıyor. Edebi değer, anlatım gücü, dil… Bunlar artık ikincil bile değil. Takipçi sayısı fazlaysa kitap rafta. Değilse geçmiş olsun. Bu noktada hayal kuran, yazan, düşünen pek çok genç yazar yavaş yavaş kalemini bırakıyor. Çünkü anlıyorlar ki yetenek değil, görünürlük önemli.


Yayınevi sektörü sandığımızdan çok daha tuhaf ve çok daha kötü bir yerde duruyor.


Size çok bilinmeyen bir isim söyleyeyim: Begümora – Noktalı Virgül.

Şimdi çoğunuz “O kim?” diyecek. İşte tam da mesele bu. Desteklenmesi gereken, gerçekten yazan genç yazarlardan biri ama adı çok duyulmuyor çünkü algoritmaya uymuyor. Oysa edebiyat biraz da bilinmeyeni keşfetmek değil miydi?


Edebi değeri olmayan ama sosyal medyada yüksek takipçiye sahip olduğu için kitabı basılan o kadar çok kişi var ki… “Kim bunlar?” diye sormayın. Hepimiz biliyoruz. Kendimizi kandırmayalım.

Bu sistem yüzünden düşünen, hayal eden, emek veren gençler yazmaktan vazgeçiyor. Parası olan kitabını bastırıyor, takipçisi olan kitabını bastırıyor. Gerisi sessizlik.


Gelelim piyasaya hâkim olan türlere:

Smut, asker kurgusu, dark romantic…

Abisi öldüğü için düşmanından yardım isteyen hanım kızlar…

Bir nedenden dolayı en tehlikeli mafya ile evlenen kızlar…

Yakışıklı,kaslı 1.99 boyunda,esmer,mavi gözlü mafyalar…(gerçekte mafyaların kurtlar vadisinde ki Memati Baş’a benzemeleri…gerçi memati’nin ayrı bir enerjisi var.) 

Bunların dışındaki kurguları bir odaya toplasak bir avuç bile etmez.


“Asker kurgusu” kulağa güzel gelmeli değil mi? Gelmiyor. Çünkü askerlik gibi kutsal bir meslek çocuk oyuncağına çevriliyor. Ve biz, her yıl binlerce şehit veren bir ülkede, bu kitapların satış rekorları kırmasını izliyoruz. Aman ne güzel(!)


Bu noktada hikayesi farklı bir kitap önermek isterim: Rahel – Siyah Gözlere. Konusu gerçekten farklı, derdi olan bir kitap. YouTube’dan yazarın hesabına bakabilirsiniz: azizerahel. En azından kitap asker kurgusu ya da mafyalarla dolu bir klişe değil. Dönem kitabı. 


Kitap fiyatlarına hiç girmeyelim mi?

Girmeyelim… ama girelim.

“Türkiye okumuyor” deniyor ama kitaplar neden bu kadar pahalı? Okumayan bir ülkede kitap lüks haline gelmişse burada ciddi bir çelişki yok mu?


Yayınevlerinin yazarlara söyledikleri ise ayrı bir komedi:

“Kitabınızı basalım ama ilk 150 satıştan pay alamazsınız.”

Oldu paşam, başka isteğin?


Baskı kalitesi desen yerlerde. Sayfa düzeni kötü, punto göz yoruyor. Kâğıt kalitesi ayrı bir mesele. Yayınevleri sanki okurun para kazandıran taraf olduğunu unutmuş gibi davranıyor. Seri üretim yapar gibi, yüksek takipçili yazar arıyorlar. Okur ikinci planda.


Ve son perde: Yapay zekâ kapaklar.

O kadar yetenekli, o kadar iyi çizerler varken kapaklar AI’a yaptırılıyor. Üstelik çoğu inanılmaz derecede ruhsuz ve kötü duruyor. Kitabın ruhu daha kapağında kayboluyor.


Sonuç mu?

Edebiyat, algoritmaların ve takipçi sayılarının gölgesinde nefes almaya çalışıyor. Ama hâlâ yazanlar var. Hâlâ direnip kelimelere tutunanlar var. Belki çok görünür değiller ama gerçek edebiyat hâlâ orada bir yerde. Sessizce bekliyor.



(Bu noktada Ee sahra senin kitaplığında var öyle kitaplar sen bizimle dalga mı geçiyorsun? Diyenler olacaktır elbet. Bakın, bir eleştiri yazarken o konu hakkında bilgi sahibi olmalı insan. Ve bende bilgi sahibi olduğumu düşünmekteyim. O kitapların hiçbirini farklı bir amaç uğruna okumadım. Okuma nedenim basit: Neden bu kitaplar çok okunuyor? Cevabını hâlâ bulamadım fakat az kaldı. O yüzden lütfen linç yemek istemiyorum 🙏🏻😔)






Yorumlar

Popüler Yayınlar