Kırıldığın Yerden

 İnsan kendine bile itiraf edemediği bir yerden yakalanır bazen. Bir dize gelir, içinin en tenha köşesine dokunur. Birhan Keskin’in o cümlesi gibi:

“Seni kırdığım yerden beni de kırdılar / Ben hiçbir cümleyle ağlayamam artık seni.”


Bazı sözler vardır, sadece anlam taşımaz; ağırlık taşır. Omzuna çöker, sesini kısar, geçmişini yoklar. Bu söz de öyle… Sanki birinin dudaklarından değil de, zamanın kendisinden dökülmüş gibi. Geç kalınmış özürlerin, yarım bırakılmış cümlelerin ve içe atılmış kırgınlıkların toplamı gibi.


İnsan en çok nereden kırılır? Belki de en iyi bildiği yerden… Çünkü başkasına verdiği acının haritasını çıkarabilecek tek kişi yine kendisidir. O yüzden “seni kırdığım yerden beni de kırdılar” derken, bir tür kader değil bu; daha çok bir yankı. İnsanın kendi sesine geri dönmesi gibi. Attığın taşın gelip kalbine değmesi gibi.


Ama asıl durup düşündüren ikinci dize:

“Ben hiçbir cümleyle ağlayamam artık seni.”


Ağlamak bile bir lüks bazen. Çünkü ağlamak, hâlâ içinde bir şeylerin canlı olduğunu gösterir. Oysa burada başka bir şey var. Sanki kelimeler iflas etmiş. Sanki dil, duygunun gerisinde kalmış. Ne söylense eksik, ne yazılsa yarım. Gözyaşı bile yetmiyor anlatmaya.


“Sana ağlayamam” demiyor şair. “Seni ağlayamam” diyor. Bu küçük gibi görünen fark, insanın içini en çok oradan kırıyor işte. Çünkü bu, sevilenin artık bir duygu değil, bizzat varlığın kendisi olduğunu anlatıyor. Gözyaşıyla dışarı atılamayacak kadar içeride… Kaybedilirse eksilecek kadar derinde.


Belki de en ağır olan şu: İnsan birini kırdığında, aslında kendine doğru uzun bir yolculuğa çıkıyor. O yolun sonunda, aynı yerden kırılacağını bilmeden… Ve o an geldiğinde, ne geçmişi değiştirebiliyor ne de duygusunu anlatabiliyor.


Yazmak da biraz buna benziyor. İnsan kelimelere sığınarak kendini anlatmaya çalışıyor ama bazı duygular var ki yazıldıkça büyüyor, anlatıldıkça derinleşiyor. İyileşmek için değil de, hatırlamak için yazılıyor sanki. Her cümle, biraz daha yaklaştırıyor insanı o kırılma anına.


Şimdi düşününce… Belki de bazı şeyler anlatılmak için değil, taşınmak için vardır. İçimizde sessizce duran, adını koyamadığımız o ağırlık gibi.


Ve insan bazen gerçekten hiçbir cümleyle ağlayamaz bazı insanları.


Sadece susar.


Ve o suskunluk, söylenmiş bütün cümlelerden daha çok şey anlatır.


Yorumlar

Popüler Yayınlar