Desem Ki

 


Desem ki vakitlerden bir nisan akşamıdır

Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor

Sende seyrediyorum denizlerin en mavisini

Ormanların en kuytusunu sende görmekteyim

Senden kopardım çiçeklerin en solmazını

Toprakların en bereketlisini sende sürdüm

Sende tattım yemişlerin cümlesini

Desem ki sen benim için,

Hava kadar lazım,

Ekmek kadar mübarek,

Su gibi aziz bir şeysin;

Nimettensin, nimettensin.

Desem ki…

İnan bana sevgilim inan

Evimde şenliksin, bahçemde bahar;

Ve soframda en eski şarap.

Ben sende yaşıyorum,

Sen bende hüküm sürmektesin.

Bırak ben söyleyeyim güzelliğini,

Rüzgarla nehirlerle, kuşlarla beraber.

Günlerden sonra bir gün,

Şayet sesimi fark edemezsen

Rüzgarların nehirlerin kuşların sesinden,

Bil ki ölmüşüm.

Fakat yine üzülme müsterih ol

Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini

Ve neden sonra

Tekrar duyduğun gün sesimi gök kubbede

Hatırla ki mahşer günüdür

Ortalığa düşmüşüm seni arıyorum


Bazı şiirler vardır; bir duyguyu anlatmaz, o duygunun kendisi haline gelir. “Desem Ki”, Cahit Sıtkı Tarancı’nın aşkı yalnızca dile getirdiği değil, neredeyse yeniden kurduğu bir şiirdir. Burada sevgi, bir insana duyulan his olmaktan çıkar; hayatın ritmine, doğanın döngüsüne ve varoluşun merkezine yerleşir.


Bir Nisan Akşamında Başlayan Aşk


Şiirin ilk dizesi, okuru doğrudan bir zamana taşır: “bir nisan akşamı.”


Nisan, doğanın uyanışıdır. Kışın suskunluğundan sonra gelen o yumuşak geçiş, şiirin duygusunu belirler. Bu bir tesadüf değil; çünkü şairin aşkı da tıpkı bahar gibi içten, canlı ve yenileyicidir.


“Rüzgarların en ferahlatıcısı senden esiyor” dizesiyle birlikte sevgili artık somut bir kişiden öteye geçer. O, hissedilen bir rüzgar, insanın içine işleyen bir serinliktir. Bu noktada şiir, aşkı anlatmaktan çok hissettirmeye başlar.


Tüm Güzelliklerin Toplandığı Yer


Şair, doğanın en güzel parçalarını tek tek sayar ve hepsini sevgilide bulduğunu söyler.


Denizlerin mavisi, ormanların kuytusu, toprağın bereketi… Bunların her biri, doğanın en saf ve en güçlü halleridir. Bu imgelerle kurulan dünya, aslında aşık olan birinin bakış açısını yansıtır: Artık güzellik dışarıda dağınık değildir; tek bir kişide toplanmıştır.


Bu, abartılı bir övgü gibi görünse de şiirin içtenliği sayesinde yapay durmaz. Çünkü burada önemli olan gerçeklik değil, hissin yoğunluğudur.


Aşkın En Net Tanımı


Şiirin en çok hatırlanan kısmı şüphesiz şu dizelerdir:


Hava kadar lazım,

Ekmek kadar mübarek,

Su gibi aziz bir şeysin


Bu benzetmelerin gücü sadeliğinden gelir. Şair, aşkı tarif etmek için karmaşık imgelere ihtiyaç duymaz. Onu, insanın yaşamak için ihtiyaç duyduğu en temel şeylerle anlatır.


Burada sevgi bir “istek” değil, bir “gereklilik” haline gelir. Sevilen kişi olmadan hayat eksik değil, neredeyse imkansızdır.


“Nimettensin” tekrarında ise derin bir şükran duygusu vardır. Bu, sahip olunan bir şeyden çok, kıymeti bilinen bir varlığa yöneliktir.


İki Kişilik Bir Varoluş


“Ben sende yaşıyorum, / Sen bende hüküm sürmektesin” dizeleri, aşkın sınırları nasıl belirsizleştirdiğini gösterir.


Bu noktada artık iki ayrı benlik yoktur. Aşk, iki insanı birbirine karıştırır; biri diğerinde yaşamaya başlar. Bu durum, romantik bir söylemin ötesinde, insanın kendini bir başkasıyla tanımlama halini anlatır.


Şair burada yalnızca sevdiğini söylemez; varlığını onunla birlikte kurduğunu ima eder.


Ölümle Bile Kesilmeyen Bağ


Şiirin son bölümü, aşkın zamana meydan okuyan yönünü ortaya çıkarır.


“Bil ki ölmüşüm” dizesiyle başlayan bu kısım, bir vedadan çok bir devamlılık hissi taşır. Şair, ölümden sonra bile sevgilinin güzelliğini anlatmaya devam edeceğini söyler.


“Kabirde böceklere ezberletirim güzelliğini” gibi alışılmadık bir ifade, bu bağlılığın sınır tanımadığını gösterir. Aşk burada yalnızca yaşam süresince var olan bir duygu değildir; ölümden sonra bile sürer.


Son dizelerde ise sesin gökyüzünde yeniden duyulmasıyla aşk, neredeyse kozmik bir boyut kazanır. Bu, sevginin zamanla değil, varoluşla ilgili olduğunu hissettirir.


Sonuç: Aşkın En Saf ve En Kalıcı Hali


“Desem Ki”, aşkı büyütmeden, ama küçültmeden anlatan nadir şiirlerden biridir. Cahit Sıtkı Tarancı, sade bir dil kullanarak çok büyük bir duyguyu taşır.


Bu şiiri güçlü kılan şey, herkesin kendi hayatından bir parça bulabilmesidir. Çünkü birini gerçekten seven herkes, bir noktada şunu hisseder:


Sevilen kişi artık sadece biri değildir; yaşamanın ta kendisidir.

Yorumlar

Popüler Yayınlar