Masalların Güzellik Takıntısı

 Masallar bize hep masum hikâyeler gibi sunulur. “Çocuklar için,” denir. Oysa masallar, belki de en sert ideolojik metinlerdir. Çünkü henüz sorgulamayı öğrenmemiş zihinlere, dünyanın nasıl olması gerektiğini öğretirler. Kim sevilir, kim dışlanır, kim kurtarılmaya değerdir, kim değildir… Ve bunların neredeyse tamamı tek bir ölçütle desteklenir: güzellik.


Güzel ve Çirkin masalı bu meselenin en cilalı örneğidir. Masal bize görünüşün önemli olmadığını söyler gibi yapar; ama hikâye ilerledikçe fark ederiz ki çirkinlik sadece geçici bir cezadır. Çirkin, aslında hep yakışıklıdır; sadece “dersini” öğrenmesi gerekiyordur. Sevgi onu kurtarır, evet, ama kurtarılan şey ruh değil, bedendir. Böylece masal en başta verdiği mesajı kendi eliyle bozar.


Çünkü gerçek kabul, dönüşüm talep etmez. Gerçek sevgi “sen böyle olursan seni severim” demez. Oysa bu masalda sevginin ödülü, güzelliktir. Yani çirkinlik hâlâ tahammül edilmesi gereken bir kusur olarak kalır.





Ya Çirkin Hep Çirkin Kalsaydı?



Bu ihtimal masal evreni için neredeyse radikal bir fikirdir. Çirkin sonsuza kadar öyle kalsaydı, hikâye rahatsız edici olurdu. Çünkü izleyiciye şunu sorardı:

“Güzellik yokken de sevebilir misin?”


Masallar genelde bu soruyu sormaktan kaçınır. Çünkü bu soru, okuru kendi önyargılarıyla yüzleştirir. Belki de bu yüzden böyle bir versiyon daha çok sevilirdi. Çünkü dürüst olurdu. Aşkın gerçekten “her şeye rağmen” olup olmadığını test ederdi.


Masallar genelde risk almaz. Güvende kalmak ister. Ve güvenli olan, sonunda herkesin güzel olmasıdır.





Prensesler Neden Hep Aynı?



Masallardaki prensesler tuhaf bir şekilde birbirine benzer. Sanki aynı yüz farklı elbiseler giymiştir. İnce belli, düzgün yüzlü, zarif, sessiz ama sevilmeye layık. Bu güzellik, bireysel değil; standarttır. Kişilikten çok bir vitrin gibidir.


Bu noktada çocukluk duygusu devreye girer. Masalı dinleyen çocuk, prensesle özdeşleşmesi beklenen kişidir. Ama aynaya baktığında masaldaki yüzü göremez. İşte o an çok sessiz bir kırılma olur. Kimse fark etmez ama çocuk şunu düşünür:

“Demek ki ben bu hikâyeye ait değilim.”


Bu düşünce büyür. Yetişkin olunca bile izini taşır. Masalların zararsız olmadığını gösteren şey de tam olarak budur.





Kötüler Neden Çirkin Olmak Zorunda?



Masallarda kötülük, bedene yazılır. Kötü karakterler genellikle yaşlıdır, buruşuktur, orantısızdır. Sanki kötülük zamanla yüzü bozar, kemikleri eğer. Oysa gerçek hayatta kötülük çoğu zaman çekici bir yüzle gelir. Kendine dokundurtur. Yaklaştırır. Baştan çıkarır.


 Şehvet. Yedi ölümcül günahtan biri. Ve belki de en estetik olanı. Şehvet, güzellikle çalışır. Arzuyla, tenle, bakışla. Kötü olanın cazibesi buradan gelir. İnsan kötü olana bakarken hem ister hem utanır. Masallar bu ikiliği çocuklardan saklar. Kötüyü çirkinleştirerek onu güvenli bir mesafeye koyar.


Oysa gerçek hayatta kötülük çoğu zaman yakındır. Güzel kokar. Dokunmak istersin. Masallar bunu anlatsaydı, çocuklar daha hazırlıklı olurdu. Ama masallar gerçeği değil, konforu seçer.





İyilik Neden Hep Parlak Olmak Zorunda?



İyi karakterler masallarda neredeyse steril bir güzelliğe sahiptir. Onlara bakarken bir mesafe hissedersin. Ulaşılamazlar. Kusursuzdurlar. Oysa iyilik çoğu zaman böyle değildir. İyilik terler, yorulur, bazen çirkinleşir. Bazen sesi titrer. Bazen kararsızdır.


Belki de iyi karakterler gerçekten daha sade, daha sıradan olmalıydı. Çünkü iyilik her zaman dikkat çekmez. Kötülük kadar parlak değildir. Ama kalıcıdır.


Masallar bunu da anlatmaz. Çünkü sıradanlık satmaz. Parıltı satar.





Masallarda Kabul Edilmesi Gereken Şeylerin Yokluğu



Masalların en büyük eksikliği belki de budur: kabul. Çirkinliğin kabulü, farklılığın kabulü, dönüşmeden sevilmenin kabulü… Hepsi ya ödüllendirilmez ya da tamamen yok sayılır.


Oysa çocuklara anlatılabilecek en güçlü hikâye şudur:

“Değişmek zorunda değilsin.”


Masallar bunu nadiren söyler. Çünkü masallar, normu korumak ister. Güzellik normunu, ahlak normunu, cinsiyet normunu…





Belki de Yeni Masallara İhtiyacımız Var



Belki artık masallarda çirkin kalan kahramanlar olmalı. Güzel ama kötü karakterler. İyi ama sıradan yüzler. Aşkın ödül değil, seçim olduğu hikâyeler.


Çünkü gerçek aşk, cilalı bir dönüşümden çok, yanında kalmayı seçmektir. Dokunulması zor olana dokunmak, herkes kaçarken durabilmektir.


Ve belki o zaman çocuklar masal bittiğinde aynaya bakıp üzülmez.

Belki o zaman şunu diyebilirler:

“Benim yüzümle de bir masal anlatılabilir.”


Yorumlar

Popüler Yayınlar