Çiçekler ve Aşkları
Gel, bitkilerin kalbine kulak verelim. Toprağın hafızasında saklanan, yaprakların arasında fısıldanan o eski hikâyeleri… Çünkü bazı çiçekler sadece açmaz; sever, kıskanır, bekler, dokunur ve bazen de kırılarak anlatır kendini. Bu yazıda, doğanın en narin ama en derin aşklarından bazılarını bir araya getiriyoruz: Kardelen ve Hercai, Sümbül, Çınar ile Ihlamur ve son olarak Nergis… Her biri eksiksiz, her biri olduğu gibi.
Kardelen ve Hercai: Soğuğa Yazılmış Bir Aşk
Çok uzun yıllar önce, iki kır çiçeği birbirine âşık olur. Öyle sıradan bir sevda değildir bu; bakışta titreyen, rüzgârda ürperen bir bağlılık… Bu çiçeklerden biri sevgilisini o kadar çok sever ki, bahar geldiğinde açan onca çiçeğin arasında onu kaybetmekten korkar. Sevgilisini başkalarıyla paylaşmak istemez; yapraklarına dokunan her rüzgârı, ona bakan her gözü kıskanır.
Bu kıskançlıkla baş edemeyince, çılgın ama bir o kadar da romantik bir hayal kurar. Baharın kalabalığına karışmak yerine, kışın ortasında açmayı ister. Sevgilisine yaklaşır, sanki yapraklarıyla onun yüzünü okşar gibi fısıldar:
“Biz, diğer çiçekler gibi bu bahar açmayalım. Kışın ortasında, herkesin soğuktan kaçtığı karlı günlerde açalım ki, bütün doğa bize ait olsun, bir ömür birlikte olalım.”
Diğer çiçek bu fikre hayran kalır. Kimsenin cesaret edemediği dondurucu soğukta açmaya karar verirler. Ancak zaman, aşk kadar sabırlı değildir. Çiçeklerden biri sözünü tutar; kışı bekler, karın toprağı yorgan gibi örttüğü günleri. Diğeri ise dayanamaz, yaz gelir gelmez açar.
Kışı bekleyen çiçek, özlemle toprağı deler. Karın içinden başını uzatır, gözlerini dünyaya açar. Her yerde sevgilisini arar. Kışın ortasında, hiçbir çiçeğin açmaya cesaret edemediği bir zamanda, aşkıyla baş başa kalabilmek için bekler… Bekler… Bekler…
Ama sevgilisi gelmez. Umudu ağır ağır donar. Hayal kırıklığıyla boynunu eğer ve soğuğa daha fazla dayanamayarak ölür.
O günden sonra, karda açan ve sevgilisini bekleyen çiçeğe Kardelen, sevgilisine sadık kalmayıp onu yarı yolda bırakana ise Hercai denir.
Sümbül: Kan Damlalarından Doğan Güzellik
Bu kez yolumuz Yunan mitolojisine düşüyor. Güneş tanrısı Apollon ile Batı rüzgârı tanrısı Zephyr, genç bir adamın saygısını kazanmak için rekabet eder. Bu genç, Hyakinthos’tur: yakışıklılığı ve zarafetiyle görenleri büyüleyen biri.
Apollon, Hyakinthos’a disk atmayı öğretirken Zephyr kıskançlıkla dolar. Bu sahneye daha fazla dayanamaz ve Apollon’un attığı diske üfler. Disk yön değiştirir, büyük bir hızla Hyakinthos’a çarpar. Genç adam bu darbe sonucu hayatını kaybeder.
Apollon’un acısı tarifsizdir. Sevdiği gencin kanının toprağa karıştığı yerde, kan damlalarından zarif bir çiçeğin filizlendiğini görür. Bu çiçek, bir yasın ve sevginin beden bulmuş hâlidir. Apollon, Hyakinthos’un anısına bu çiçeğe Sümbül adını verir.
Çınar ile Ihlamur: Birlikte Kök Salan Sevgi
Bergama’nın zengin ve bereketli ovasında insanlar çalıştıkça kazanır, toprak onlara bir ektiklerine bin verir. Zamanla zenginleşirler ama sevgide fakirleşirler. Evler büyür, yürekler daralır. Kazanç arttıkça cömertlik azalır; hırs ve tamah her yeri sarar. Tanrılar unutulur, paylaşmak terk edilir.
Bu sevgisizliğin ortasında, fakir bir kulübede yaşayan Baukis ve Philemon vardır. Onlar, parayla zenginleşenlere inat, sevgilerini eksiltmeden yaşlanan mutlu bir çifttir. Küçük bahçelerinde kendilerine yetecek kadar sebze yetiştirirler. Philemon ormandan odun toplar, Baukis o odunların ısıttığı ocakta sevgiyle yemek pişirir. Şarapları belki sirke tadındadır ama birlikte içtikleri için en ala şaraptan daha lezzetlidir.
Zeus, Olympos’tan insanları izler. Eskiden tapınaklarını dolduranların artık tanrıları unuttuğunu görür. Hermes’i yanına alır ve iki yoksul köylü kılığında yeryüzüne inerler.
Kapı kapı dolaşırlar. Ama ya kapılar yüzlerine kapanır ya da bahanelerle kovulurlar. Kimsenin iki yoksula verecek bir tas çorbası bile yoktur. Sonunda ormanın kenarındaki küçük kulübeye varırlar.
Kapıyı Philemon açar. Sevinçle içeri buyur eder. Ayaklarını yıkar, ateşi harlar. Baukis elde ne varsa pişirir. Sofraya oturduklarında Philemon fıçıdaki son şarabı kupalara doldurur. Kupalar boşaldıkça şarap azalmaz, artar. O an Baukis ve Philemon misafirlerinin tanrı olduğunu anlar.
Zeus onları elinden tutar, dışarı çıkarır. Arkalarına baktıklarında Bergama Ovası’nın sular altında kaldığını, kulübelerinin yerinde ise beyaz mermerden bir tapınak yükseldiğini görürler.
Zeus dileklerini sorar. Baukis, Philemon’suz yaşayamayacağını söyler. Philemon de aynı dileği paylaşır: birlikte yaşamak ve birlikte ölmek.
Yıllar sonra, tapınağın önünde el ele güneşe çıktıklarında kök salmaya başlarlar. Son kez sarılırlar. Philemon ulu bir çınara, Baukis ise mis kokulu çiçekler açan bir ıhlamura dönüşür. Çınarın el gibi yaprakları, ıhlamurun kalp şeklindeki yapraklarına uzanır.
Bu yüzden ne zaman ıhlamur kokusu duysam, yanında çiçeklerine sevgiyle dokunan bir çınar arar gözlerim.
Nergis: Kendine Duyulan Aşkın Laneti
Son hikâyemiz, karşılıksız aşkın ve kibirin çiçeği Nergis.
Peri kızı Ekho, kendisine âşık olanlara karşılık vermeyen güzel bir kızdır. Bir gün ormanda avlanan, dillere destan yakışıklılığıyla Narkissos’u görür ve ilk görüşte âşık olur. Ancak Narkissos bu sevgiye karşılık vermez, Ekho’dan kaçar.
Ekho, kara sevdayla içine kapanır ve ölür. Ölmeden önce ah eder: “O da benim gibi sevsin ve o da benim gibi kavuşamasın.”
Kemikleri kayalara dönüşür, sesi ise yankı olur. Dağlarda duyulan her sesin Ekho’dan geldiğine inanılır.
Tanrılar bu duruma öfkelenir ve Narkissos’u cezalandırır. Bir gün avdan yorgun düşen Narkissos, nehir kenarında eğilip su içmek isterken sudaki yansımasını görür. Kendi güzelliğine âşık olur. Saatlerce kendini seyreder, ne yer ne içer. Tıpkı Ekho gibi tükenir.
Öldüğü yerde beyaz-sarı, mis kokulu çiçekler açar. Efsaneye göre Narkissos’un bedeni nergis çiçeklerine dönüşür.
Bitkiler susmaz. Toprağın altından bize dokunur, kokularıyla sarar, yapraklarıyla elini omzumuza koyar. Bazen bir kardelenin eğik boynunda bekleyişi, bazen bir ıhlamurun kokusunda şefkati, bazen de bir nergisin aynasında kendimizi görürüz. Doğa, aşkı hiç unutmayan en eski anlatıcıdır.

Yorumlar
Yorum Gönder