Zamanın Kıyısında Duran İnsan

 Zamanın içinde mi duruyoruz, yoksa dışında mı akıyoruz? Bu soru, Tanpınar’ın dizelerinde sakince ama ısrarla kendine yer arar:

“Ne içindeyim zamanın,

Ne de büsbütün dışında…”

Bu iki cümlenin arasında öyle geniş bir boşluk vardır ki, insan nerede olduğunu anlamak için önce o boşluğa adım atmak zorunda kalır. Yaşam, Tanpınar’ın söylediği gibi, yekpare bir anın bölünmez akışı belki de — ne hızla akan ne duran, sadece var olan bir zaman.


Bazen hayat gerçekten bir rüya rengi taşır. Gördüğümüz her şekil, hissettiğimiz her detay, sanki bir sis perdesinin ardında titreşir. “Rüzgârda uçan tüy bile benim kadar hafif değil” derken Tanpınar, insanın içsel kopuşunu anlatır aslında. Kendi ağırlığından soyunmuş bir ruh hâli… Bir tür iç hafiflik, dünyayı bir süreliğine dokunulmaz kılan.


Bu hafifliğin en çarpıcı yanı sessizliktir. Çünkü insan sustuğunda zamanın sesi duyulmaya başlar. “Başım sükutu öğüten uçsuz bucaksız bir değirmen” sözü, tam da bu iç sesin tasviri gibidir. Dış dünyanın gürültüsü susar, insan kendi içindeki uğultuyla kalır. Ve o uğultu, çoğu zaman bir çeşit olgunluğa, bir teslimiyete dönüşür. Kimi zaman bir derviş dinginliği yansır ruha — “İçim muradına ermiş, abasız postsuz bir derviş.”


İnsanın kendini dış dünyaya değil de kendi içine yaslamasıdır bu. Bir sessizlik hâli değil, bir derinlik hâlidir. İnsan sustukça büyür; sessizlikte kök salar.


Ve o kökler, bazen dışarıdan değil, içeriden sarar bizi. Tanpınar’ın “Kökü bende bir sarmaşık olmuş dünya sezmekteyim” deyişi, insanın evrenle kurduğu o tuhaf bağı anlatır. Dünya bazen dışarıdan gelen bir gürültü değil, içimizde büyüyen bir sarmaşık gibidir. Sarmalar, sarıldıkça tamamlar. İnsan dünyayı dışarıdan anlamaz; dünya, içimizde çiçek açtıkça anlam kazanır.


Sonra maviye varır şiir. O kaçınılmaz, o dingin, o sonsuz maviye:

“Mavi, masmavi bir ışık ortasında yüzmekteyim.”

Bu ışığın içinde yüzmek aslında varoluşun en sade tariflerinden biridir. Mavi burada sadece bir renk değildir; zamanın yumuşadığı, insanın kendine yaklaştığı bir bilinç hâlidir. Tıpkı suyun içinde nefes alır gibi, mavi bir ışığın içinde var olmak… Bir huzur, bir teslimiyet, bir derinlik.


Tanpınar bize yalnızca bir şiir bırakmamıştır; aynı zamanda zamanı nasıl duymamız gerektiğine dair bir rehber bırakmıştır.

Ne tamamen içindeyiz hayatın, ne de tamamen dışında…

Ne ağırız, ne de tamamen hafif…

Ne konuşuyoruz aslında, ne de susuyoruz…


Ama mavi bir ışığın içinde, hep biraz yüzüyoruz. Zamanın kıyısında, kendimizin içinde, dünyanın sarmaşığının orta yerinde… Ve belki de asıl varoluş tam burada başlıyor: Akışın içinde kaybolmadan, akışın dışına taşmadan, ikisinin arasında duran o ince çizgide.

Yorumlar

Popüler Yayınlar