Yazar Dedikoduları – Bölüm 2: Agatha Christie’nin Kayıp Günleri ve Kusursuz İntikamı

 Onu her zaman inci kolyeleri, şık şapkaları ve elinde çay bardağıyla bir “İngiliz hanımefendisi” olarak hayal ediyoruz, değil mi?

Ama bu sakin dış görünüşün altında; dünyanın en zeki cinayetlerini kurgulayan, kocasından intikam almak için bir ülkeyi ayağa kaldıran ve dev dalgaların üzerinde sörf yapan bir macera tutkunu yatıyordu.


Evet, yanlış duymadınız.

Agatha Christie sandığımızdan çok daha tehlikeliydi.


Hadi Agatha dosyasını, onun en büyük gizemiyle açalım…



1. Bölüm: 11 Kayıp Gün ve Muazzam Bir “İntikam Kurgusu”


Yıl 1926.

Agatha Christie artık ünlü bir yazardır ama özel hayatı tam anlamıyla enkaz hâlindedir. Annesini yeni kaybetmiştir ve üstüne üstlük kocası Archie Christie, Nancy Neele adlı başka bir kadına âşık olduğunu söyleyip boşanmak ister.


Ve işte tam bu noktada Agatha Christie, hayatının en büyük kurgusunu yazmaya karar verir.


3 Aralık gecesi evden çıkar. Arabasını bir göl kenarında, uçurumun hemen dibinde terk eder.

Farlar açıktır.

İçeride valizi ve paltosu durmaktadır.


Ertesi sabah manşetler patlar:

“Ünlü yazar öldürüldü mü? İntihar mı etti?”


Tam 15 bin gönüllü arama çalışmalarına katılır.

Tarihte ilk kez uçaklar bir kayıp vakası için kullanılır.

Hatta rakibi Arthur Conan Doyle, Agatha’nın bir eldivenini bir medyuma götürüp ruhani yollardan yerini bulmaya çalışır.


11 gün sonra Agatha bulunur.

Hem de lüks bir kaplıca otelinde… gayet sağlıklı bir şekilde.


Ama asıl dedikodu şimdi başlar:

Otele kendi adıyla değil, kocasının metresinin soyadıyla (Teresa Neele) kayıt yaptırmıştır!


Gıybet Notu


Agatha bu olaydan sonra “geçici hafıza kaybı” yaşadığını söyler ve hayatı boyunca bu konuya bir daha asla değinmez.

Ancak birçok biyografi yazarı bunun, kocasını kamuoyu önünde “karısını öldürmüş olabilecek adam” konumuna düşüren dahiyane bir intikam planı olduğuna inanır.


Düşünsenize…

Tüm ülke kocanızdan şüphelenirken siz, metresin adıyla otelde keyif yapıyorsunuz.


Bu resmen bir Agatha Christie finali.



2. Bölüm: İstanbul’da Bir Durak – Pera Palas ve Gizemli Anahtar


Agatha’nın bu 11 günlük kayboluşunun bir ayağının İstanbul’a uzandığına dair efsaneler hiç bitmez.


Rivayete göre Agatha, seyahatleri sırasında Pera Palas Oteli’nin 411 numaralı odasında kalmıştır. Yazar öldükten sonra bir medyum, Agatha’nın ruhuyla iletişime geçtiğini ve bu odada gizli bir anahtar olduğunu iddia eder.


İnanması zor ama odada yapılan aramada gerçekten eski ve paslı bir anahtar bulunur.


Bu anahtarın Agatha’nın kayıp günlüğünü açtığı söylenir.

Ancak o günlük… hiçbir zaman bulunamaz.


Anahtar bugün hâlâ Pera Palas’ta bir kasada saklanır.

411 numaralı oda ise yazarın anısına hâlâ aynı ruhu taşır.



3. Bölüm: Mutfaktaki Laboratuvar – “Zehirlerin Kraliçesi”


Agatha’nın romanlarında kurbanlar genellikle kanlı sahnelerle değil, bir fincan çayın içindeki hafif metalik tatla hayata veda eder.


Bu tesadüf değildir.


I. Dünya Savaşı sırasında hastane eczanesinde çalışan Agatha, zehirler ve ilaçlar konusunda ciddi bir bilgi birikimi edinmiştir. O dönemde ilaçlar elle hazırlandığı için, hangi maddenin hangi dozda şifa, hangi dozda ölüm olduğunu ezbere bilir.


Ölüm Büyüsü adlı romanında talyum zehirlenmesini o kadar kusursuz anlatır ki, gerçek hayatta bu belirtileri kitaptan fark eden bir hemşire sayesinde bir bebeğin hayatı kurtulur.

Doktorlar teşhisi resmen romandan koyar.


MI5 Kapıda


İkinci Dünya Savaşı sırasında yazdığı bir romanda, İngiliz istihbaratının gizli bir merkezinin adını (Bletchley) karakterine soyadı olarak verince MI5 evini basar:

“Bunu nereden biliyorsun?”


Agatha’nın cevabı efsanedir:

“İsim kulağıma hoş gelmişti.”



4. Bölüm: Çölde Aşk, Arkeoloji ve Yüz Kremi


İlk kocasının ihanetinden sonra Agatha, hayatının gerçek aşkı olan arkeolog Max Mallowan ile tanışır. Max, Agatha’dan 14 yaş küçüktür ama Agatha’nın bu duruma yaklaşımı ders niteliğindedir:


“Bir kadın için en ideal koca arkeologdur; çünkü kadın ne kadar yaşlanırsa, kocası ona o kadar çok değer verir.”


Kazılarda pasif bir eş olmaz.

Binlerce yıllık fildişi eserleri kendi pahalı yüz kremiyle temizler. Çünkü en hassas kiri bile zarar vermeden çıkaran tek şey odur.


Doğu Ekspresinde Cinayet’in büyük kısmını da İstanbul–Bağdat tren yolculuklarında ve kazı çadırlarında kurgular.



5. Bölüm: Bilmediğiniz Aykırı Agatha


Agatha Christie masa başında yaşayan biri değildir:

Sörf yapar: 1920’lerde mayo giyip dev dalgaların üzerinde sörf yapan ilk Batılı kadınlardan biridir.

Piyano korkusu vardır: Aslında konser piyanisti olmak ister ama sahne korkusu yüzünden vazgeçer.

Cinayetleri küvette bulur: En iyi fikirleri küvette oturup elma yerken gelir. Banyo seanslarından sonra her yer elma kabuğudur.



Sonuç: Sırlarla Giden Bir İmparatoriçe


Agatha Christie 1976’da öldüğünde ardında sadece 66 polisiye roman değil, çözülememiş bir hayat hikâyesi bırakır.

Otobiyografisinde bile o meşhur 11 günden tek kelime etmez.


O, kendi hayatını da bir Agatha Christie romanı gibi yazmıştır:

İpuçlarını vermiştir ama finali hep gizli tutmuştur.


Ve evet…

Bir sonraki bölümde Maksim Gorki var.

Yorumlar

Popüler Yayınlar