Yazar Dedikoduları – Bölüm 1: Tolkien’in Kalbinin Gizli Haritası
Evet, dedikodu sever edebiyat yolcuları… Serimizin ilk konuğu, elbette ki fantezi edebiyatının sessiz devi, piposundan çıkan dumanla koca bir evren kurmuş olan J. R. R. Tolkien. Orta Dünya’nın içinden yüzükler, büyücüler, elfler, hobbitler geçip duruyor ama bugün o dünyayı bir kenara bırakıyoruz. Bu kez, Oxford’un disiplinli profesörünün arkasındaki romantik, çatışmalı, kırılgan, bazen fazla inatçı ama her zaman tutkulu insana bakıyoruz.
Hadi geçelim perde arkasına. Çünkü Tolkien’in hayatı, düşünüldüğü kadar sıkıcı bir akademisyen rutini değil; aksine yasak aşklar, ilham kaynakları, kırgın dostluklar ve mitoloji takıntısıyla dolu koca bir macera.
Tolkien Kimdir? (Kısaca, ama dedikoduluk kıvamda)
John Ronald Reuel Tolkien, 1892’de Güney Afrika’da doğdu ama çocukluğu İngiltere’de geçti. Bir yetimhanenin sessiz koridorlarından, Oxford’un ağırbaşlı salonlarına uzanan yolda dilbilime öyle bir tutku geliştirdi ki, sırf eğlencesine kendine diller icat etmeye başladı. Çoğumuz hâlâ tek bir yabancı dili zar zor öğrenirken adam Quenya’yı, Sindarin’i ve yan dal olarak birkaç tane daha dil yaratmıştı.
I. Dünya Savaşı’na katıldı, geri döndüğünde ise Oxford’da profesörlüğe uzanan kariyerinin temellerini attı. Fakat tüm bu akademik sakinliğin içinde, kalbinde kopup duran fırtınalar vardı. İşte şimdi o fırtınanın merkezindeyiz.
Büyük Aşk: Edith Bratt ve Yasaklı Yılların Masalı
Tolkien’in hayatının en büyük dramı, en büyük ilhamı ve en büyük dedikodusu: Edith Bratt.
Bu ilişki öyle sıradan bir romantizm değil; Orta Dünya’nın en dokunaklı öykülerinden biri olan Beren ile Lúthien’in ilham kaynağı olacak kadar epik.
Tanışma: Balkonlu Çay Evleri ve Şekerli Yaramazlıklar
16 yaşındaki Tolkien, kendinden üç yaş büyük Edith ile bir pansiyonda tanıştı. İkisi de yetimdi. İkisi de sevgiye, sıcaklığa açtı. Birmingham’daki çay evlerinde balkona çıkıp şapkaların içine şeker atacak kadar çocuk ruhlu, bir o kadar da birbirine yakın iki genç.
Bu ilişki, gizliden gizliye filizlenen bir aşk romanı gibiydi.
Vasi “Hayırdır?” Dediğinde
Sorun şu ki, Tolkien’in Katolik vasisi bu aşkı hiç onaylamıyordu.
“Derslerin bozulur, dikkatin dağılır,” dedi ve Tolkien’e 21 yaşına kadar Edith ile görüşme ve mektuplaşma yasağı koydu.
Dört yıl boyunca hiçbir temas yok. Ne bir mektup, ne bir selam.
Bu nasıl bir sabırdır?
21 Yaş Hediyesi: Bir Mektup ve Bir Dönüş
Tolkien reşit olur olmaz –hem de tam gece yarısı– Edith’e mektup yazdı:
“Ben hâlâ seni seviyorum. Benimle evlenir misin?”
Kaderin cilvesi: Edith o sırada başka biriyle nişanlıydı!
Ama Tolkien’in mektubu her şeyi değiştirdi. Nişan bozuldu. Edith döndü.
Edith, Tolkien ile evlenebilmek için Katolikliği kabul etti. 1916’da evlendiler. Bu, sadece bir evlilik değil; Orta Dünya’nın kalbine kazınmış bir imzanın başlangıcıydı.
Lúthien’in Dansı
Tolkien’in en duygusal cümlelerinden biri:
“Onu ilk kez ormanda, cicely ağaçlarının altında dans ederken gördüm.”
Bu dans, Edith’i Lúthien’e; Tolkien’i ise Beren’e dönüştürdü.
Onların mezar taşlarında bile bu isimler yazılıdır.
Aşklarının ölümsüzlüğü, Orta Dünya’nın kaderine bile işledi.
Dostluk, Çatışma ve Edebiyat Meydanı: Tolkien & C. S. Lewis
Şimdi gelelim dedikodunun akademik ama bir o kadar da ateşli kısmına.
Tolkien’in en yakın dostu, en büyük tartışma ortağı, bazen rakibi: C. S. Lewis.
Bu ilişki, sadece iki yazarın dostluğu değil; mitoloji, din, edebiyat ve kişilik çatışmalarının sürekli çarpıştığı bir yıldırım hattı gibiydi.
İlk Temas: Bir Şüpheci ile Bir İnançlı Karşılaşır
Lewis, dine şüpheyle yaklaşan bir ateistti. Tolkien ise Katolikliğe sıkı sıkıya bağlıydı.
Onları bir araya getiren mana şu: Dil, hikâye ve sonsuz merak.
Bir süre sonra “Inklings” adı verilen edebi tartışma grubunu kurdular. Haftalık toplantılar… biralar… tartışmalar… ve evet, bol dedikodu.
Tolkien Yüzükleri Yazarken, Lewis Narnia’yı Kurarken
Lewis, Yüzüklerin Efendisi taslaklarını okuyan ilk kişilerdendi.
Tolkien’in yazma sürecini sürekli teşvik etti.
Ama Tolkien, Lewis’in Narnia’sı konusunda… pek nazik değildi.
“Bir evrende Noel Baba ne geziyor Lewis…?”
Tolkien’e göre Narnia “mitolojik olarak dağınık”tı.
Lewis kırıldı mı? Biraz.
Ama yine de dostluğunu sürdürdü.
Peki Sonra Ne Oldu?
Araları bir gün birdenbire kopmadı ama çatlaklar büyüdü:
- Lewis’in evliliği Tolkien’i şaşırttı.
- İnanç tartışmaları ağırlaştı.
- Edebi rekabet, alttan alta gerginlik yarattı.
Yine de Tolkien, Lewis öldüğünde büyük bir sarsıntı yaşadı.
Çünkü bütün çatışmaların altında gerçek bir sevgi vardı.
Son Söz: Kılıçların, Haritaların ve Şarkıların Ardında Bir Adam
Tolkien’i yalnızca Orta Dünya’nın babası olarak gördüğümüzde, büyük resmi kaçırıyoruz.
O; yasak bir aşkın sabırla yoğrulmuş kahramanıydı.
Dostlukta sadakati kadar kırılganlık taşıyan bir insandı.
Mitolojiyi sadece okuyan değil, yaşayan, nefes alan bir tutkuydu.
Evet, Orta Dünya çok büyük. Ama Tolkien’in kalbinin içinde saklı hikâyeler çok daha büyük.
“Yazar Dedikoduları” serimiz, böylece, en destansı dedikoduyla başlamış oldu.
Bir sonraki bölümde kim olsun?
Yorumlar
Yorum Gönder