Edebiyat Bir Aşk Bahçesidir

 Bazı aşklar vardır; yaşanır, biter, küllenir.

Bazılarıysa yaşanamaz ama hiç bitmez.

Türk edebiyatının en verimli toprağı işte tam da burasıdır: yaşanamamış, yarım kalmış, dokunulamamış ya da dokunulduğu anda sonsuzlaşmış aşklar.


Edebiyat bir bahçeyse, bu bahçede güller yalnızca güzel kokmaz; dikenleriyle kanatır, yaralar, iz bırakır. Nazım’dan Cemal Süreya’ya, Sezai Karakoç’tan Tomris Uyar’a kadar her şair, bu bahçeye kendi kalp izini bırakmıştır.





1. Nazım Hikmet ve Piraye



Piraye Hanım’ın oğlu Memet Fuat’ın Nazım ile Piraye ve Gölgede Kalan Yıllar kitaplarında dillendirdiği, bir zamanlar Erenköylülerin tanıklık ettiği, Nazım’ın birçok mektup ve şiir yazdığı büyük bir aşk.


“Yaşım otuz sularında, fakat seni 14 yaşında bir mekteplinin ve 60 yaşında bir felsefe adamının ikiz aşkıyla seviyorum…”



Ne Güzel Şey Hatırlamak Seni



Ne güzel şey hatırlamak seni:

ölüm ve zafer haberleri içinden,

hapiste

ve yaşım kırkı geçmiş iken…


Ne güzel şey hatırlamak seni:

bir mavi kumaşın üstünde unutulmuş olan elin

ve saçlarında

vakur yumuşaklığı canımın içi İstanbul toprağının…


İçimde ikinci bir insan gibidir

seni sevmek saadeti…


Parmaklarının ucunda kalan kokusu sardunya yaprağının,

güneşli bir rahatlık

ve etin daveti:

kıpkızıl çizgilerle bölünmüş

sıcak koyu bir karanlık…


Ne güzel şey hatırlamak seni,

yazmak sana dair,

hapiste sırt üstü yatıp seni düşünmek:

filanca gün, falanca yerde söylediğin söz,

kendisi değil

edasındaki dünya…


Ne güzel şey hatırlamak seni.

Sana tahtadan bir şeyler oymalıyım yine:

bir çekmece

bir yüzük,

ve üç metre kadar ince ipekli dokumalıyım.


Ve hemen

fırlayarak yerimden

penceremde demirlere yapışarak

hürriyetin sütbeyaz maviliğine

sana yazdıklarımı bağıra bağıra okumalıyım…


Ne güzel şey hatırlamak seni:

ölüm ve zafer haberleri içinde,

hapiste

ve yaşım kırkı geçmiş iken…





2. Sezai Karakoç ve Muazzez Akkaya



Sezai Karakoç’un Mülkiye’de öğrenci olduğu yıllarda yaşadığı karşılıksız aşkıdır. Karakoç, Muazzez Akkaya’ya Mona Roza şiirini yazar ve kıtaların ilk dizelerini birleştirirseniz “Muazzez Akkayam” diye okunur.



Mona Roza



Mona Roza, siyah güller, ak güller

Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Ah, senin yüzünden kana batacak

Mona Roza siyah güller, ak güller


Ulur aya karşı kirli çakallar

Ürkek ürkek bakar tavşanlar dağa

Mona Roza, bugün bende bir hal var

Yağmur iğri iğri düşer toprağa

Ulur aya karşı kirli çakallar


Açma pencereni perdeleri çek

Mona Roza seni görmemeliyim

Bir bakışın ölmem için yetecek

Anla Mona Roza, ben bir deliyim

Açma pencereni perdeleri çek…


Zeytin ağaçları söğüt gölgesi

Bende çıkar güneş aydınlığa

Bir nişan yüzüğü, bir kapı sesi

Seni hatırlatıyor her zaman bana

Zeytin ağaçları, söğüt gölgesi


Zambaklar en ıssız yerlerde açar

Ve vardır her vahşi çiçekte gurur

Bir mumun ardında bekleyen rüzgar

Işıksız ruhumu sallar da durur

Zambaklar en ıssız yerlerde açar


Ellerin ellerin ve parmakların;

Bir nar çiçeğini eziyor gibi

Ellerinden belli oluyor bir kadın

Denizin dibinde geziyor gibi

Ellerin ellerin ve parmakların


Zaman ne de çabuk geçiyor Mona

Saat on ikidir söndü lambalar

Uyu da turnalar girsin rüyana

Bakma tuhaf tuhaf göğe bu kadar

Zaman ne de çabuk geçiyor Mona


Akşamları gelir incir kuşları

Konar bahçenin incirlerine

Kiminin rengi ak, kimisi sarı

Ahhh! beni vursalar bir kuş yerine

Akşamları gelir incir kuşları


Ki ben Mona Roza bulurum seni

İncir kuşlarının bakışlarında

Hayatla doldurur bu boş yelkeni

O masum bakışlar su kenarında

Ki ben Mona Roza bulurum seni


Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza

Henüz dinlemedin benden türküler

Benim aşkım sığmaz öyle her saza

En güzel şarkıyı bir kurşun söyler

Kırgın kırgın bakma yüzüme Roza


Artık inan bana muhacir kızı

Dinle ve kabul et itirafımı

Bir soğuk, bir garip, bir mavi sızı

Alev alev sardı her tarafımı

Artık inan bana muhacir kızı


Yağmurlardan sonra büyürmüş başak

Meyveler sabırla olgunlaşırmış

Bir gün gözlerimin ta içine bak

Anlarsın ölüler niçin yaşarmış

Yağmurlardan sonra büyürmüş başak


Altın bilezikler o kokulu ten

Cevap versin bu kanlı kuş tüyüne

Bir tüy ki can verir bir gülümsesen

Bir tüy ki kapalı gece ve güne

Altın bilezikler o kokulu ten


Mona Roza siyah güller, ak güller

Geyve’nin gülleri ve beyaz yatak

Kanadı kırık kuş merhamet ister

Aaahhh! senin yüzünden kana batacak!

Mona Roza siyah güller, ak güller



3. Orhan Veli ve Nahit Gelenbevir



Ankara ve İstanbul’da öğretmenlik yapan Nahit Hanım’a edebiyat camiasından çokça âşık vardır. Bunlardan biri de Orhan Veli’dir. 1947–1950 yılları arasında yazılan mektuplar daha sonra “Yalnız Seni Arıyorum” adıyla kitap hâline getirilmiştir.



Yalnız Seni Arıyorum



Bir de sevgilim vardır, pek muteber,

İsmini söyleyemem,

Edebiyat tarihçisi bulsun.


Hiçbirine bağlanmadım

Ona bağlandığım kadar

Sade kadın değil, insan

Ne kibarlık budalası

Ne malda mülkte gözü var

Hür olsak der

Eşit olsak der

İnsanları sevmesini bilir

Yaşamayı sevdiği kadar.





4. Cemal Süreya ve Tomris Uyar



“Daha ne olayım isterdin, onursuzunum senin.”


Tomris Uyar, Cemal Süreya’yı şöyle tarif eder:

“Tanıdığı kaç kişi varsa o kadar Cemal Süreya vardır. Hepsi değişik. Belki temel öğeleri aynı kalıyor; politikaya, edebiyata, espriye tutkusu; çalışkanlığı, dürüstlüğü gibi… Ama çok değişken biri. O yüzden ben bir tane Süreya biyografisi düşünmem. Üç tane yazılabilir. Üç tane apayrı.”


Cemal Süreya bu şiiri Tomris Uyar için yazmıştır:



Sayım



Ay ışığında oturduk

Bileğinden öptüm seni

Sonra ayakta öptüm

Dudağından öptüm seni

Kapı aralığında öptüm

Soluğundan öptüm seni

Bahçede çocuklar vardı

Çocuğundan öptüm seni

Evime götürdüm yatağımda

Kasığından öptüm seni

Başka evlerde karşılaştık

İliğinden öptüm seni

En sonunda caddelere çıkardım

Kaynağından öptüm seni





5. Turgut Uyar ve Tomris Uyar



Turgut Uyar en şanslı şair.

O güzel şiirleri yazdıran kadın yanındadır hep, yanı başında.



İthafen



Herkes seni sen zanneder.

Senin sen olmadığını bile bilmeden,

Sen bile.


Seni ben geçerken

Derim ki,

Saati sorduklarında;

Onu “O” geçiyordur

Kimse anlam veremez.


Tamir ettirmedin gitti derler şu saati.

Ettirmek istiyor musun demezler.


Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.

Zamanı durdururum yüreğimde,

Sensiz geçtiği için,

Akrep yelkovana küskündür.


Şu bozuk saat çalışsa benim için ölümdür.

Bil ki akrep yelkovanı geçerse,

Atan bu yüreğim durur.


Bırak bozuk kalsın, hiç değilse

Bir bozuk saattir yüreğim, hep sende durur.





6. Edip Cansever ve Tomris Uyar



İkili arasında hayranlık ve dostluktan öte bir durum yaşanmamıştır.

Tomris Uyar aralarındaki ilişkiyi şu sözlerle anlatır:

“Sevgililik ya da aşk duygusu zamanla yara alabiliyor, örselenebiliyor, bitebiliyor. Bitmeyen tek aşkın gerçek ve lirik bir dostluk olduğunu Edip Cansever öğretti bana.”


Edip Cansever ise Tomris Uyar için şunu söyler:

“Tomris rakıyı severdi, bense onu.”



Yaş Değiştirme Törenine Yetişen Öyle Bir Şiir



Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç

Yağmurlar altında gördüm, kadeh tutarken gördüm de

Bir kıyıya bakarken, bakarkenki ağlayan yüzünle

Ve yarışırsa ancak Monet’nin

Kadınlarına yaraşan giysilerinle

Gördüm de

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.


Öyle kısaydı ki adımların, diyelim bir yaz tatilinde

Bir otel kapısının önünde, tahta bir köprünün üstünde

Bir demet çiçekle paslanmış bir kedi arasında

Öyle kısaydı ki adımların

Şöyle bir bardak yıkayışının vaktiyle

Ölçülür ve denk düşerdi ancak

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.


Yok bir yanıtın “nereye” diyenlere

Bir buz titreşimi gibi sallantılı ve şaşkın

Ve çabuk bir merhaban vardır bir yerden gelenlere

O bir yerler ki, diyelim çok uzak olsun

Sen gelmiş gibisindir oralardan, otobüslerden

Yollardan, deniz üstlerinden topladığın gülüşlerle

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.


Seni görünce dünyayı dolaşıyor insan sanki

Hani Etiler’den Hisar’a insek bile

Bir küçük yaşındasın, boyanmış taranmışsın

Çok yaşında her zamanki çocuksun gene

Ben seni uzun bir yolda yürürken görmedim ki hiç.


Mart ayında patlıcan, ağustosta karnıbahar

Mutfağın mutfak olalı böyle

Bir adın vardı senin, Tomris Uyar’dı

Adını yenile bu yıl, ama bak Tomris Uyar olsun gene

Ben bu kış öyle üşüdüm ki sorma

Oysa güneş pek batmadı senin evinde

Söyle

Ben seni uzun bir yolda yürürken gördüm müydü hiç.





7. Yahya Kemal ve Celile Hanım



Nazım Hikmet’e evinde özel ders veren Yahya Kemal, Nazım’ın annesi Celile Hanım’a âşık olur. Nazım Hikmet bu duyguları fark edince Yahya Kemal’in cebine şu notu bırakır:

“Öğretmenim olarak geldiğiniz evden babam olarak çıkmanıza müsaade etmem.”


Bu büyük aşk, Yahya Kemal’in kıskanç ve güven problemi yaşayan bir âşık olması nedeniyle biter.



Telakki



Yollarda kalan gözlerimin nûrunu yordum,

Kimdir o, nasıldır diye rüzgârlara sordum,

Hulyâmı tutan bir büyü var onda diyordum,

Gördüm: Dişi bir parsın elâ gözleri vardı.


Sen miydin o âfet ki dedim, bezm-i ezelde

Bir kanlı gül ağzında ve mey kâsesi elde,

Bir sofrada içtik, ikimiz aynı emelde,

Karşımda uyanmış gibi bir baktı sarardı.





8. Abdülhak Hamit Tarhan ve Fatma Hanım



Eşine oldukça âşık olan Abdülhak Hamit Tarhan, onun için Makber adlı şiirini yazar. Yolda birlikte yürürlerken düşecek korkusuyla onu sürekli sarıp sarmaladığı anlatılır.

Ne kadar büyük bir aşk olsa da, Fatma Hanım’ın cenazesinde tanıştığı bir kadınla yeniden aşk yaşadığı da söylentiler arasındadır.



Makber



Eyvah! Ne yer, ne yâr kaldı,

Gönlüm dolu âh u zâr kaldı.

Şimdi buradaydı, gitti elden,

Gitti ebede gelip ezelden.

Ben gittim, o haksar kaldı,

Bir köşede tarumar kaldı,

Bâkî o enîs-i dilden, eyvah,

Beyrut’ta bir mezar kaldı.





9. Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Mari Gerekmezyan



Aslında yasak bir aşktır onların aşkı. Bedri Rahmi evlidir; ancak Mari’yi gördüğü andan itibaren ona âşık olur. Sigara paketlerine Mari’nin resmini çizer, ağaçlara adını yazar, onun adına şiirler kaleme alır.


Tanışmalarından altı yıl sonra Mari menenjit-tüberküloza yakalanır. İlaçlar çok pahalıdır; Bedri Rahmi birçok resmini satsa da ilaç parasını toplayamaz ve Mari’yi kaybeder.



Karadut



Karadutum, çatal karam, çingenem

Nar tanem, nur tanem, bir tanem

Ağaç isem dalımsın salkım saçak

Petek isem balımsın a gülüm

Günahımsın, vebalimsin


Dili mercan, dizi mercan, dişi mercan

Yoluna bir can koyduğum

Gökte ararken yerde bulduğum


Karadutum, çatal karam, çingenem

Daha nem olacaktın bir tanem

Gülen ayvam, ağlayan narımsın

Kadınım, kısrağım, karımsın.





10. Özdemir Asaf ve Mevhibe Beyat



Özdemir Asaf’ın Lavinia’sı, Mevhibe Beyat’tır.

Sevdiği kadına “gitme” diyemeyen bir adamın şiiridir.



Lavinia



Sana gitme demeyeceğim.

Üşüyorsun, ceketimi al.

Günün en güzel saatleri bunlar.

Yanımda kal.


Sana gitme demeyeceğim.

Gene de sen bilirsin.

Yalanlar istiyorsan yalanlar söyleyeyim,

İncinirsin.


Sana gitme demeyeceğim

Ama gitme, Lavinia.

Adını gizleyeceğim.

Sen de bilme, Lavinia.





11. Attila İlhan ve Maria Missakian



1949’da Paris’te tanışırlar. Aşk karşılıklıdır.

Attila İlhan Türkiye’ye dönmek zorunda kalır. Mektuplaşırlar; zamanla mektuplar azalır.

Maria evlenir, mutsuz olur. Attila İlhan ona bu şiiri gönderir ve bir daha görüşmezler.



Maria Missakian



Yüksekkaldırım’da bir akşam

Maria Missakian’ı düşündüm

Eğer kendimi bıraksam

Yağmur olabilirdim, yağardım


Kasım’da bir çınar olurdum

Yaprak yaprak dökülürdüm

Kalbimi sıkı tutmasam


Döküp saçıp boşaltsam

İçimde yükselen şiiri

Kaldırımlara döküp harcasam


Gözleri balıkçıl, gözleri

Dudaklarında tutup rüzgârı

Maria Missakian adında biri

Gelse göğsüne kapansam


Yine akşam oldu Attilâ İlhan

Üstelik yalnızsın, sonbaharın yabancısı

Belki Paris’te Maria Missakian

Avuçlarında bir çarmıh acısı





12. Ahmet Muhip Dıranas ve Fahriye Hanım



Fahriye Abla olarak bilinen hanımefendi, şairin annesinin arkadaşı ve komşusudur.

Ahmet Muhip Dıranas, ölmeden önce bu şiiri yazdığına pişman olduğunu söyler.



Fahriye Abla



Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar,

Kapanırdı daha gün batmadan kapılar.

Bu, afyon ruhu gibi baygın mahalleden,

Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın, sen!


Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen

Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla

Ne güzel komşumuzdun sen Fahriye abla!





13. Ahmed Arif ve Leyla Erbil



Ahmed Arif, Leyla Erbil’e altmıştan fazla mektup yazar.

Leyla Erbil için bu ilişki yalnızca dostluktur.



Hasretinden Prangalar Eskittim



Kaç leylim bahar,

Hasretinden prangalar eskittim.

Saçlarına kan gülleri takayım

Bir o yana

Bir bu yana…


Yokluğun, cehennemin öbür adıdır

Üşüyorum, kapama gözlerini…





14. Cahit Sıtkı Tarancı ve Mihrimah Hanım



Uzun yıllar söylenemeyen bir aşk.

Söylendiğinde artık çok geçtir.



Kara Sevda



Bir kere sevdaya tutulmaya gör;

Ateşlerde yandığının resmidir.

Âşık dediğin, Mecnun misali kör;

Ne bilsin âlemde ne mevsimidir.


Ayrılık ölümün diğer ismidir.




Son Söz



Bu aşklar bize şunu anlatır:

Aşk her zaman mutlu etmez.

Ama iyi bir şiir mutlaka bir aşktan doğar.


Edebiyat bir aşk bahçesidir.

Ve bu bahçede dolaşan herkes,

biraz sever,

biraz yanar,

çokça hatırlar. (Bazı kısımları kısaltmak zorunda kaldım 😔)



Yorumlar

Popüler Yayınlar