Ölene dek kalmak

 



Birinin yanında “ölene kadar kalmak” — kulağa bir yemin gibi gelir, ama aslında bir varoluş biçimidir. Bu söz, sadece bir sevgi beyanı değil; zamanın, acının ve değişimin içinden geçmeyi göze alan ruhların sessiz bir anlaşmasıdır. Çünkü ölene kadar yanında olmak, birine değil, bir anlamın kendisine sadık kalmaktır.


İnsanın yanında kalmak istediği kişi aslında bir insandan fazlasıdır; onunla beraber kalan kendi inancıdır, kendi varoluşunun tanığıdır. Sadakat, bu yüzden başkasına değil, insanın kendi içindeki “gerçekliğe” duyduğu inançtır. Sevdiğinin yüzü zamanla değişir, sesi kısılır, elleri titrer; ama sen hâlâ oradaysan, sevdiğin kişideki ruhu değil, kendi vicdanını koruyorsun demektir.


Zaman, her sevgiyi sınar. Fırtınalar geçtikten sonra geriye kalan sadece kelimelerdir, ama bazı kelimeler — örneğin “buradayım” — tüm evren kadar ağırdır. Çünkü “buradayım” diyen biri, artık bir varlık değil, bir dayanma biçimidir.


Bir düşün: Güneş her gün doğar, ama gökyüzü hep aynı kalmaz. İnsan da öyle. “Ölene kadar yanında olmak” demek, değişen gökyüzü altında aynı ışığı taşımayı seçmektir. Her sabah aynı bedende başka bir ruha rastlamak, ama yine de elini bırakmamaktır


Belki de sadakatin en yüce hâli, sevdiğini kaybettiğinde bile yanında kalabilmektir — hatıralarda, duada, sessizlikte. Çünkü ölüm bile bazı bağlılıkları susturamaz; sadece biçimini değiştirir.

Ve işte o noktada sadakat, insanın ölüme karşı en zarif direnişidir. Çünkü “ölene kadar yanında olmak”, aslında “yaşamın sonuna kadar insan kalmak” demektir. 



Ben her zaman burada olacağım. Bu satırlarda bu kelimelerde ve belki de senin kalbinde.

Yorumlar

Popüler Yayınlar