Doğum günleri
Doğum günleri, takvimin sıradan günleri arasından sessizce sıyrılan, fakat kalbimize dokunan anlardan biridir. Zamanın gölgesinde ilerlerken birden önümüzde açılan aynadır adeta. O aynada hem geçmişin izlerini hem de geleceğin ihtimallerini görürüz. Mumların titrek ışığında dilek tutarken, bir yanımız çocuk kalır, bir yanımız büyür.
Kutlamaların ne kadar büyük ya da küçük olduğunun bir önemi yoktur aslında. Bazen dostlarla yükselen kahkahalarda, bazen yalnız başımıza içtiğimiz bir kahvenin buğusunda gizlidir doğum günleri. Çünkü doğum günleri bize bir gerçeği fısıldar: iyi ki geldik, iyi ki buradayız, iyi ki hâlâ devam ediyoruz.
Zamanın akışı içinde, yaşlarımız yalnızca sayılardan ibaret değildir. Her yeni yaş, yarım kalan cümlelerimizin tamamlanma ihtimali, unutulmuş hayallerimizin yeniden filizlenme şansı, kalbimizin bir kez daha sevmeye açılma cesaretidir. Bir yaş daha almak, aslında yeniden doğmaktır; kabuğunu geride bırakıp, daha derin, daha olgun bir benliğe doğru yürümektir.
Ve belki de doğum günlerinin en büyülü yanı, dileklerdir. O an kalbimizden geçen her şey, evrene gönderilmiş küçük bir dua gibidir. Belki gerçekleşir, belki gerçekleşmez; ama bizi ayakta tutan, o dileğin verdiği umuttur. Çünkü insan, umutsuzluğa rağmen umut edebilen tek varlıktır.
Doğum günleri bu yüzden değerlidir. Ne kutlamaların gürültüsünde ne de sessizliğin yalnızlığında kaybolur; asıl anlamını kalbimizin içinde bulur. Hayat, mumların ışığında kısa bir an için durur ve bize hatırlatır: zaman akıp gidiyor, ama biz de akıp gidenin içinde kendi izimizi bırakıyoruz.
Ve son olarak, iyi ki doğdun Sahra.
Bu yeni yaş, kendi kalbime dokunduğum, kendimi yeniden bulduğum bir başlangıç olsun. Gökyüzünün ışığı bana yolu gösterirken, ben de kendi içimde ki saklı bahçeyi koruyacağım. Kendime iyi bakacağım, çünkü hayatın en şiirsel yanını ancak öyle yaşayabilirim.
4 ekim 2025

Yorumlar
Yorum Gönder