Beklenmedik Acıların Sessiz Gerçeği

 




Dilimizi yanlışlıkla ısırdığımızda canımız yanar, değil mi?

Ama bilerek ısırdığımızda o kadar acıtmaz. Çünkü hazırlıklıyızdır.

İnsanın canını en çok acıtan şey, beklemediği anda gelen acıdır.

Tıpkı hayat gibi…

Tıpkı insanlar gibi…


Bizi en çok yaralayanlar genellikle düşmanlarımız değil, hiç beklemediğimiz kişilerdir. Çünkü onlara güvenmişizdir. Onların elini tutarken “bırakmaz” diye düşünmüşüzdür. Kalbimizi açarken “kıymet bilir” sanmışızdır. Ama bazen hayat, en derin derslerini en yakın olanlardan öğretir.


Yanlışlıkla ısırılan dil gibi, o acı bir anda gelir. Şaşırtır, sarsar, hatta bir süre neye uğradığımızı bile anlayamayız. Sonra yavaş yavaş fark ederiz: mesele sadece acı değildir. Mesele, nereden geldiğidir.


Çünkü hazırlıklı olmadığımız acılar, kalbimizin savunmasız yerlerine dokunur.

Oraya kimseyi almamışken, birini almışızdır  o da tam oradan incitir bizi.


Ama bilerek ısırmak gibidir bazı farkındalıklar…

Bir noktadan sonra öğreniriz: her insan aynı değildir, her güven hak edilmez, her gülümseme dostluk değildir.

O zaman kendi sınırlarımızı çizmeye başlarız.

Acı hâlâ vardır, ama artık bizi parçalamaz. Çünkü bu defa bilerek ısırmışızdır.


İnsanın olgunlaşması biraz da budur işte:

Acının nereden geldiğini fark etmek, onu kişisel bir yıkım değil, sessiz bir uyanışa dönüştürmektir.


Ve zamanla öğreniriz ki…

Bazı acılar, sadece canımızı değil, bakış açımızı da değiştirir.

O yüzden dilimizi ısırmak gibi, kalbimizi de bazen kontrol etmeyi öğreniriz.

Kimiyle konuşmayı, kimiyle susmayı, kimiyle vedalaşmayı.


Çünkü artık biliriz:

En çok acıtan, yanlışlıkla olanlardır

çünkü hiç beklemediğimiz anda gelirler.


Yorumlar

Popüler Yayınlar