Aşık Olmak: Ruhun Kendi Yankısını Bulması
Aşık olmak… Belki de insanın kendine bile itiraf etmekte zorlandığı, kalbinin hızını aklından önce fark ettiği o eşsiz hâl. Bir sabah gözlerini açtığında daha önce sıradan gelen bir sesin melodisini duyar gibi olman, hiç önemsemediğin detayların anlam kazanmasıdır aslında.
Aşk, mantığın çizdiği sınırları zorlayan bir duygudur. İnsanı hem hafifletir hem de derinleştirir. Hafifletir, çünkü dünyayı daha
parlak bir pencereden görmeye başlarsın. Derinleştirir, çünkü kendini yeniden keşfetmek zorunda kalırsın. Bir bakış, bir cümle, bir tebessüm… En küçük şeyler bile kalbine dokunmaya başlar.
Ama aşık olmak yalnızca başkasına yönelmiş bir duygu değildir. Bir bakıma kendini daha net görmektir. Çünkü karşındaki insana hayran olurken, kendi içinde saklı kalmış yanlarını da fark edersin. Aşk, sana hem kırılganlığını hem de cesaretini gösterir.
Elbette, aşık olmak her zaman kolay değildir. Kalbin hızla çarparken aklın susmak bilmez; “ya olmazsa?” soruları zihnini kemirir. Ama belki de aşkı değerli kılan, bu belirsizliktir. Çünkü hiçbir kesinlikte bu kadar büyü, bu kadar heyecan, bu kadar samimiyet yoktur.
Sonunda, aşık olmak insana yaşamın kendisini yeniden hatırlatır. Düşünürsün: “Demek ki hâlâ hissedebiliyorum. Hâlâ kalbim var.” Ve belki de tüm hikâyelerin en güzeli, işte o kalbin atışlarında gizlidir.

Yorumlar
Yorum Gönder