Bir Ülkenin Gençliği Nefes Alamıyorsa…

Türkiye Cumhuriyeti  Anayasası: Madde 25 – Düşünce ve kanaat özgürlüğü


Herkes, düşünce ve kanaat hürriyetine sahiptir.

Her ne sebep ve amaçla olursa olsun kimse, düşünce ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; düşünce ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz.


Madde 26 – Düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti


Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak açıklama ve yayma hakkına sahiptir. 


Bu yazıyı yazmam da cesaret veren tüm gençlere…. 


2025 yılının ortasındayız. Hava sıcak, gündem daha da sıcak. Saraçhane’de toplanan yüzlerce gencin sesi, biber gazıyla, copla, tutuklamayla bastırılmaya çalışıldı. Birileri sadece “duyulmak” istedi. Ama bizde ne yazık ki duyulmak istemek bile suç gibi.


Her mitingden sonra aynı haberleri izliyoruz:

“Şu kadar gözaltı.”

“Gençler provokasyon yaptı.”

“Güvenlik güçleri müdahale etti.”

Ama kimse şu soruyu sormuyor:

Gençler neden bu kadar öfkeli?


Çünkü biz artık sabahları umutla uyanmıyoruz. Çünkü hayal kurmak lüks, gülmek ayıp, fikir söylemek risk. Çünkü bir tweet, bir yazı, bir yürüyüş, bir bakış, bir yalnızlık bile suç unsuru sayılabiliyor.



Gençlik…



Eskiden bu kelime umut demekti. Gelecek demekti. Şimdi ise ya hedef gösteriliyor ya da susturuluyor. Biz sustukça, başka birileri bizim adımıza konuşuyor. Ama onların söylediği şeyler, bizim hissettiklerimize hiç benzemiyor.



Özgürlük…



Artık kelimelerimiz bile denetleniyor. Sınıfta konuşurken, yazı yazarken, sosyal medyada bir şey paylaşırken bile içimizde bir titreme var: “Ya yanlış anlaşılırsa?” Oysa özgürlük, sadece konuşmak değil; korkmadan konuşmaktır. Bu ülkede özgürlük artık bir ihtimal değil, bir özlem gibi.



Eğitim…



Kütüphaneler boş, zihinler yorgun. Öğrenciler geleceğe değil, geçinmeye odaklı. Bir ülkenin en güvenli yeri okulları olmalıydı. Ama bazı okullar artık sadece sessiz kalmayı öğretiyor. Oysa gerçek eğitim; soru sormayı, düşünmeyi ve sorgulamayı öğretir.



Medya…



Haber izlemek, gerçekleri görmek değil; gerçeklerin üzeri nasıl örtülüyor, onu izlemek artık. Genç bir protestocunun sesi, ekranlarda “tehlike” gibi sunuluyor. Oysa o genç sadece şunu söylüyor: “Ben buradayım. Varlığımı inkâr etmeyin.”


Ben bu satırları yazarken bile içimde tuhaf bir şey var. “Acaba bir kelimem yanlış anlaşılır mı?” korkusu. Ama sonra kendi kendime soruyorum:

Korkarak yaşanır mı?

Korkarak yazılır mı?


Bu yazı bir isyan değil. Bu yazı bir direniş de değil. Bu, sadece bir hatırlatma: Bu ülkede bir nesil, gürültüsüzce boğuluyor. Sesi kısılmış, gözleri yorgun, kalbi kırık bir gençlik… Ama hâlâ umut etmeyi bırakmadık. Çünkü bir yerlerde, “Ben de aynı şeyleri hissediyorum,” diyen biri daha olduğunu biliyoruz.


Ve işte bu yüzden yazıyorum.

Çünkü susarsam, gerçekten kaybederim.

Çünkü biliyorum ki;

Bir ülkenin gençliği nefes alamıyorsa, o ülke de yaşayamaz.


Ve son olarak, yolumuzu aydınlatan bir sözle bitirmek istiyorum:


 “Ey yükselen yeni nesil! Gelecek sizindir. Cumhuriyeti biz kurduk; onu yükseltecek ve yaşatacak sizsiniz.”
— Mustafa Kemal Atatürk


Yorumlar

Popüler Yayınlar