Aşk Hakkında Bildiklerim
Ben karşılıklı aşk nedir bilmem. Hiçbir zaman “ben seni seviyorum” dediğimde, aynı cümleyi gözlerime bakarak duymadım. Hayatımda aşk hep tek kişilikti; tek kişilik ama kalabalık duygularla dolu. Benim payıma düşen hep platonik aşktı. Uzaktan sevmek, içimde büyütmek, dokunamadan alışmak…
“O zaman aşkı nasıl tanıyorsun?” diye sorarsanız, sanırım kitaplar sayesinde.
Mesela sevdiği kız için Tartarus’a inmeyi göze alan Percy Jackson’dan öğrendim aşkı. İnsan sevdiği için cehennemi bile harita gibi ezberleyebiliyormuş. Ya da birbirlerinden ayrılmamak için ağaç olmayı kabul eden Philemon ile Baukis… İnsan bazen bir bedenden vazgeçip bir köke dönüşmeyi bile göze alabiliyormuş sevince. Orpheus’un yeraltına inip sevdiği kadını geri getirmeye çalışması… Arkasına bakmaması gerektiğini bile bile, kalbinin sabırsızlığına yenilmesi… Martin Eden’ın sevdiği kadının istediği “erkek” olabilmek için kendini baştan yaratmaya çalışması… Hepsi bana şunu öğretti: Aşk, insanı olduğu yerden başka bir yere taşır. Bazen daha yüce bir yere, bazen daha karanlık bir yere.
Aslında bakarsanız aşk her yerde. Sadece iki insan arasında olmak zorunda değil. Bazen aşk Allah’ın yarattığına değil, doğrudan Allah’a duyulur. Mecnun’un aşkı gibi… Leyla’dan geçip hakikate varan bir aşk. Yunus Emre’nin dediği gibi, “Leyla nice oldu?” sorusuna verilen cevapta saklıdır bu. Aşk, bazen bir suretten vazgeçip asıla yönelmektir.
Aşkın “gerçek” olduğuna inanmıyorsanız bile, sevginin varlığına inanmalısınız. Çünkü sevgi inkâr edilemez. Hayvan sevgisi vardır; bir kedinin başını okşadığınızda parmak uçlarınızda kalan sıcaklık gibi. İnsan sevgisi vardır; birinin omzuna başınızı koyduğunuzda kalp atışlarının sizi sakinleştirmesi gibi. Tanrı sevgisi vardır; kimse görmezken içinizden geçen bir şükür cümlesi gibi. Hatta yaşama sevgisi vardır. Sabah uyanmak, bir pencere açmak, derin bir nefes almak… Bunların hepsi sevginin başka başka halleri.
Tolstoy, İnsan Ne ile Yaşar? kitabında sorunun cevabını çok sade bir şekilde verir: Sevgi. İnsan sevgiyle yaşar. Bir başkasına duyduğu sevgiyle, kendine duyduğu sevgiyle, hayata tutunma sevgisiyle… Karşılık bulsa da bulmasa da.
Belki benim hiç karşılıklı bir aşkım olmadı. Ama aşkın yokluğunu da yaşamadım. Çünkü aşk bazen bir elin eline değmesi değildir; bazen bir cümlede durup kalmaktır. Bazen gece yarısı bir kitabın sayfasında gözlerin dolmasıdır. Bazen sevdiğini bilmenin verdiği o hafif sızıyla uykuya dalmaktır.
Ben aşkı yaşamadım belki, ama onu hissettim. Ve galiba bu da yetiyor.
Yorumlar
Yorum Gönder